“BİLGİ” Yeni Güç mü?

GÜCÜN DEĞİŞİMİ VE DÖNÜŞÜMÜ

Güç, çağlar boyu değişimi, dönüşümü sağlamış sosyal, siyasal ve kültürel hayatı dönüştürmüştür. Peki güç ile kastedilen ne? Güç unsurları neler? Dijital yaşam ve ağlar nasıl bir güç kaynağı ve insanlar bu gücün neresinde?

Ve aslında en önemli soru, Bilgi hangi ara her şeyden daha büyük bir güç haline geldi?

 

Masmavi bir gök, uzakta dağlar, nal sesleri duyuluyor. Tek başına bir atlı, mahmuzlarında güneşin ışıklarını yansıtarak yaklaşıyor. Zihinlerimizden kolay kolay silinmeyecek çok klasik bir sahne. Çocukluğumuzda öğle uykusu öncesi herkes mutlaka bir Western çizgi romanı okumuştur. Teks’ler, Teksas’lar, Zagor’lar. Bu çizgi romanlarda gücün altıpatlar bir tabancanın namlusundan çıkan şey olduğunu herkes bilir. Hollywood’un nice filmlerinde, tek başına bir kovboy, bilinmeyen bir yerlerden çıkagelir, kötü adamla düello eder, tabancasını gerisin geri kılıfına sokar, bir kere daha sisli ufuklara doğru yola koyulur. Gücün silahtan kaynaklanan bir şey olduğunu biz daha çocukken öğrenmişizdir. Ama bu filmlerin pek çoğunda, ikinci planda bir tip daha vardır. İyi giyinmiş şişkince biri. Kocaman tahta bir masanın başında oturur. Genellikle mertlikten yoksun, aç gözlü bir kimse olarak tanıtılır. İşte bu adam da güç kullanır. Ya demiryolunu o finanse etmiştir, ya kendine ait olmayan toprakları kapmış bir sığır yetiştiricisidir ya da başka kötü güçlere komuta etmektedir. Kovboy kahraman nasıl silahın gücünü temsil ediyorsa o da çoğu zaman bankacıdır zaten paranın gücünü temsil ediyordur. Birçok kovboy filminde üçüncü bir tip daha bulunur. O da oradan geçmekte olan bir gazeteci, öğretmen, papaz, ya da doğudan gelme, iyi eğitim almış bir kadındır. Önce ateş edip soruları soran kasaba erkeklerinin dünyasında bu kişi yalnız kötülükle savaşta gerekli olan manevi iyiliği temsil etmekle kalmaz, aynı zamanda kültürden, dış dünyayı bilmekten kaynaklanan gücü de temsil eder. Kovboy filmlerinde ortaya konan üç güç kaynağı yani silah, servet ve bilgi en önemli olanlarıdır. En çıplak haliyle güç, silahın, servetin ve en geniş anlamıyla bilginin, insanları belli bir biçimde davranmaya itmek için kullanılması demektir. Bu üçlemenin üzerine biraz gidip gücü bu şekilde tanımlamak bize gücü yepyeni bir biçimde analiz etme olanağını verir; Bu analizlerin sonucunda da belki doğumdan ölüme dek tüm davranışlarımızın kontrolü için nasıl güç kullanıldığını eskisinden daha açık seçik görebiliriz.

Dijital dünya, bilginin içinde insanın aklında, onun ürettiği teknoloji de saklıdır. Bundan dolayı, bilginin nasıl ve kimlere doğru aktığını anlayamazsak, ne kendimizi ne de çocuklarımızı gücün haksız kullanımından koruyabiliriz. Dijital dünya, bu güç unsurlarının üçünün de karışımından oluşmuştur ama daha çok bilginin esnekliği ve yüksek kaliteli olma özellikleri ve herkese ait olabilmesi sayesinde vazgeçilmez bir güç kaynağı haline gelmiştir. Aslında dijitalleşme ile birlikte servet ve bilgi el ele verip başlı başına bir silaha dönüşmüştür. Günümüz dünyasında bilgiyi elinde tutan en güçlü kovboydur…

 

Bir zamanlar bilim kurgu romanlarında ya da filmlerinde duyduğumuz, şaşırarak hayranlıkla baktığımız, acaba görüntülü telefon ne zaman olacak? Hepimizin evinde bilgisayar olacak mı? Dediğimiz yıllar bundan on sene öncesidir ya da daha yakındır. Günümüzde güç kavramı yeni bir değişime uğruyor. Bu değişimleri tanımlamakta da zorlanmıyoruz; küreselleşme, bilgi otoyolu, bilgi teknolojileri, dijital devrim gibi terimlere yabancı değiliz. Bilgisayar ceplerimize dahi girdi, internet parmaklarımızın ucunda. Bunları görmezlikten gelmek ise imkânsız. Değişimin en temel yapı taşı olan bilgisayar ise; ticaretten politikaya, eğitimden eğlenceye kadar yaşamımızın her safhasına girdi.  Böylece internet bir bilgi otobanı haline gelmiş oldu. Buna rağmen internetin hiç bir sahibi yok. Her kullanıcı onun bir sahibi sayılıyor. Bilişim teknolojilerindeki baş döndürücü gelişmeler birbirini izleyerek Dünya’yı küçültürken, dünyamızı da bir o kadar genişletti.

Değişen zamanı yakalamanın ve inovasyonun önemini bilmeyen şirket yönetimi var mı?

Gelgelelim çoğu zaman düşündüklerimizle yaptıklarımız arasında derin uçurumlar var.

Özel hayatımızda da şirket hayatımızda da eksik olan bilgi değil, bilgiyi hayata geçirme zafiyeti aslında. George Carlin’in dediği gibi, “Bugün geçmişe nazaran daha çok biliyoruz; ama öngörülerimiz daha az. Daha çok uzmanımız var; ama sorunlarımız eskisinden fazla.”

Bence, bildiklerimizi yapamıyor olmamızın önündeki en önemli engel, “mevcut durumun yarattığı alışkanlıklara teslim olmak” ve “değişimin getireceği bilinmezlikten korkmaktır.”

Bugün artık bilmek ve öğrenmek hiçbir devirde olmadığı kadar demokratikleşti. Bilgi her zaman, her yerde ve hiç olmadığı kadar kolay ulaşılabilir durumda. Eğitim olanakları bugün isteyen herkese açık durumda. Artık hiç zorlanmadan her yaşta, herkes kendi koşullarına uygun bir eğitim merkezi bularak istediği her şeyi kolayca öğrenebilir. İstanbul’un her yerinde belediyelerin desteklediği ücretsiz kurslardan tutun da, MIT ya da Harvard’ın internette genel kullanıma açtığı derslere kadar her seviyede bilgiye ulaşmamız an meselesi. Yeter ki isteyelim.

Çocuklar bile neredeyse her şeyi biliyor.

Günümüzde organizasyonları ilgilendiren hemen her konuda bol kaynak ve bol bilgi var, artık neredeyse ‘bilinmeyen’ bir şey kalmadı. Şirket yönetiminden tutun da rekabetçi pazar stratejisi geliştirmeye, etkili liderliğin nasıl yapılacağına, yaratıcı ve inovatif organizasyonlar kurmaya ya da müşteri sadakati yüksek bir marka oluşturmaya kadar hemen her alanda neyin nasıl yapılması gerektiğini çok iyi biliyoruz.

Her gün binlerce kitap basılıyor, yüz binlerce makale yayınlanıyor, bloglar yazılıyor. Ama bu kadar çok paylaşılan bilgiye rağmen, şirket yönetimleri bu bilgileri uygulamakta o kadar da hevesli değil.

Leonardo da Vinci “Ben yapmanın aciliyetine inanırım, bilmek yetmez, yapmak gerekir.” der. Hiç şüphesiz da Vinci’yi, da Vinci yapan da uygulamadaki ustalığı olmuştur.

Stanford üniversitesi profesörleri Jeffrey Pfeffer ve Robert Sutton yaptıkları araştırmalara dayanarak, bugün bildiğimiz halde yapmadıklarımızdan dolayı yaşadığımız yenilgilerin, “gerçekten bilmediğimiz için yapamadıklarımızdan” çok daha fazla ve önemli olduğuna dikkat çekiyorlar.

Bu bizim hayatlarımız için de geçerli değil mi? Bugüne kadar kaçırdığımız fırsatları bilgi eksikliğinden çok zamanında davranamadığımız için kaçırmadık mı?

Bence bildiklerimizi neden hayata geçiremediğimiz konusunu ciddiye almamız gerekiyor. Yarın pişman olmamak için bugün davranmamız gerekiyor.

Çok iyi biliyoruz ki başarılı olanlar, düşüncelerini hayata geçirenlerdir.

Gelin madem artık biliyoruz, hep birlikte yapalım…

Leave a Reply