SOSYAL MEDYA NEDEN SALDIRGAN?

Günümüzde, sosyal medyadaki dizginsiz saldırganlığa işaret eden bütün eleştiriler haklı olabilir, fakat onun hangi temel üzerinde böyle bir karaktere büründüğüyle ilgilenmeyen her eleştiri eksik kalacaktır.

Sosyal medyadaki akıl almaz saldırganlık ve sertlik nereden kaynaklanıyor?

Sosyal medyanın kullandığı teknolojinin anlık-duygusal tepkileri ‘enformasyon’ haline getirebilme yeteneği hiç kuşkusuz bir etken. Fakat aynı teknolojiyi kullanan başka toplumlarda neden aynı sonuç üremiyor? Bu sorulara ancak topluma ve siyasete bakarak cevap verebiliriz.

Aslında sosyal medyadaki, “düşmanı” imhaya yönelik saldırganlık ve sertlikle, siyaset ve geleneksel medyadaki saldırganlık ve sertlik arasında bir içerik farkı yok; sadece bir nicelik farkından söz edebiliriz. Bu nicelik farkı da sosyal medyanın kullandığı, teknolojinin bazı özelliklerinden kaynaklanıyor.

Siyasi karşıtlık başka, düşmanlık başka…

Siyasi karşıtlık başka, düşmanlık başka…

Siyasi karşıtlar ‘normal’ ülkelerde de diğerini sevmezler fakat biribirlerini geniş ‘biz’in birer parçası olarak görürler. Mücadelelerinin amacı karşıtını etkilemek, nötralize etmek, mümkünse de kazanmaktır.

Düşmanlar ise birbirlerinden nefret ederler, karşılıklı varlıklarını kendi varlıklarına tehdit sayarlar ve onları ortadan kaldırmaya, imhaya çalışırlar.

Sosyal medyada ‘trol’ tabir edilen grupların bu kadar atak ve istekli olmaları; kendi saflarındaki herkesi melek, karşı saflardaki herkesi şeytan olarak görmeleri ancak düşmanla savaştığına inananların davranışı olabilir.

Düşman eleştirilmez, düşmanla tartışılmaz, düşmanın doğru bir şey yapması fıtratı ve doğası gereği mümkün değildir; düşmana karşı tek meşru mücadele biçimi vardır “yok etmektir”dır.

Türkiye’de siyaset, geleneksel medya ve sosyal medya neden bu kadar şiddetle ve düşmanca duygularla dolu?

Cevabı da açık bence. Çünkü Türkiye’de siyasi mücadele, birbirlerinin varlıklarına tahammülleri kalmamış, her biri diğeri tarafından yok edilmek istendiğine inanan taraflar arasında yürüyen bir mücadeleye dönüşmüş durumda. Dolayısıyla bu bir savaş ve bütün savaşlar gibi iknaya değil yok etmeye odaklanmış durumda.

Sosyal medya neden daha korkunç?

Bu soru bizi, sosyal medyanın kullandığı teknoloji ile onun sağladığı imkanlar konusuna taşıyor.

Bu teknoloji, her şeyden önce kullanıcılarına herhangi bir kontrol-fren mekanizmasına tâbi olmadan, herhangi bir editoryal süzgeçten geçmeden ‘içini dökme’ imkânı veriyor. Hiç kuşkusuz, kamusal tartışmaların biribirlerini yok etme amacına değil, hep birlikte daha iyi bir hayat kurma amacına yönelik olarak gerçekleştirildiği ‘normal’ bir ülkede böyle bir teknoloji nimettir.

Fakat ülkemiz ne yazık ki ‘normal’ değil ve böyle bir ülkede, hep birlikte izliyoruz ki, bu teknoloji kamusal hayatı iyileştirmekten çok zehirlemeye hizmet ediyor.

Öte yandan sosyal medya kişinin kendisini saklayabildiği ölçüde yazdıklarının hukuki ve ahlaki sorumluluklarından kurtulabildiği, risklerin azaltılabildiği bir ‘tartışma’ ortamı…

Oradaki saldırganlık bu düşük risk oranıyla da alâkalı.

Tek tek korkakların biraraya geldiklerinde pek cesur linççi kalabalıklar oluşturmasına benzer biçimde, sosyal medyada da bir grubun parçası olarak bağırıp çağırmanın, küfretmenin sahte bile olsa özgüven sağlayıcı etkisini de unutmamak gerekir.

Bu avantajların hiçbiri geleneksel medyada bulunmuyor ve sosyal medya kullanıcıları da bu durumun keyfini çıkartıyor.

Bir savaş esnasında ilk önce gerçekler vurulur derler…

Galiba sosyal medya bize bunun nasıl yapıldığını öğretiyor.

 

 

Leave a Reply