Türkçe’yi PIÇAKLAMAK

Tarihleri tam olarak hatırlamıyorum ama çocuk olarak haftada bir gün pazar günü banyo yaptığımız; şanzımanlı Arçelik çamaşır makinesinin gürültüsünün etrafı inlettiği yıllardı. Herhalde 80’li yılların ikinci yarısı.

O zamanlarda sadece TRT vardı. TRT2, TV2 adıyla yayına başladığında bir ergen olarak elim sürekli o kanalı açmak için televizyona gittiğinde, rahmetli süvari albay büyükbabam bana kızar. “Bırak bu yeni kanalı açma, birazdan TRT’de ajans başlayacak derdi…”

Neyse işte tam da bu yıllardan bahsediyorum.

Her cuma akşamı TRT1’de yayınlanan yabancı dizinin, dublajsız orjinal hali ertesi günü TV2’de yayınlanır, arzu edenler için de Türkçe dublajı TRT FM’den verilirdi. Kısacası diziyi yeniden Türkçe izlemek isteyenler TRT2’yi açar sesini kısar ve radyodan gelen sesin büyüsüyle Türkçe olarak bir kez daha izleme keyfine varırdı. Bu hizmet aynı zamanda bizim gibi kısıtlı olanaklarla okula giden gençlik için İngilizceyi yaşayan bir dil olarak dinleme fırsatı demekti. Şunun altını çizmek istiyorum. O yıllarda dublajlarıyla sevdiğimiz pek çok karaktere sesini verenler gerçek birer sanatçıydı. Adeta o karakterler, seslendirenin sesleriyle zihinlerimizde yer aldı ve biz onları o şekilde sevdik.

80’li yıllar Video kayıt cihazlarının yeni yeni ortaya çıktığı yıllardı. Cihazlar yutdışından özel siparişle geliyordu ve fiyatları da inanılmaz boyuttaydı. Betamax video recorder sahibi olmak bir ayrıcalıktı. Televizyonun ilk çıktığı yıllarda televizyon sahibi olmak gibi bir şey anlatmaya çalıştığım şey.

Dolayısıyla bir video kayıt cihazımız yoktu ama her cumartesi tekrar yayınlanan dizinin Türkçe dublajını bir kaset çalara kayıt edip o hafta boyunca tekrar tekrar dinlemek ve hayal etmek serbestti. Özellikle “Mavi Ay” dizisinin tüm bölümlerinden oluşan bir ses kayıt arşivim vardı ve ben onunla gurur duyuyordum.

Şimdi aslında ben bunca şeyi neden hatırladım ve yazdım?

Dün Digitürk’ün yabancı dizi kanallarından birinde bir dublaja denk geldim. Kadın sesi orada aynen şöyle söylüyordu. “Maktül, dört yerinden PIÇAKLANMIŞ”…  İnanamadım geri alıp tekrar dinledim evet pıçak diyor ve demeye de devam ediyor. Sanki Türkçe’yi yatırıp dört yerinden pıçaklamışlar.

Eski TRT döneminde dublaj sanatçılarının büyük bir çoğunluğu zaten tiyatrocuydu. Hepsi Türkçeye hakim, iyi ve doğru kullanmak üzerine adanmış kişilerdi. Sadece bu kadar değil, tüm seslendirmeler son derece tecrübeli bir dublaj yönetmeninin gözetiminde yapılırdı ki -bu çok normal- insanlar yanlış bir şey söyleyebilir ve ya doğru telaffuz edemeyebilir bir başka kulak bunu yakalar ve doğru olanı kayıt altına alabilirdi.

Şimdi her şey yaşadığımız hayat kadar kolay tüketilen, ucuz ve basit hale geldi. Yüz binlerce insanın izleyeceği bir dizinin Türkçesi mi önemli sanki? En ucuz, bütçeye en uygun kimler var onlar gelsin konuşsunlar şunu tamamdır, kim dikkat edecek?

Türk Sinema Tarihinin en büyük gişelerini elde eden Recep İvedik serileri Türkiye’nin geldiği noktanın özetidir aslında.

Şikayet etmeye başlayınca yaşlanıyorsun derler. Evet belki de ben yaşlanıyorum ama iyi ve güzel olan değerlerimizin kaybolduğunu görmek de beni yaşlandırıyor olabilir.

Leave a Reply