“Sen benim yaratıcımsın ama ben senden daha üstünüm!”

 

İnsan zihninde infilak etmeye hazır bir hücre gibi yer alan “var olmak” kavramı, yıllarca merak edilen fakat bir o kadar da uzak durulan tabulardan biri oldu. Neticede yaratılan her şey en sonunda beden, ruh ve zihin sarmalında şekillenip insanlığın karşısına dev bir ayna olarak çıktı. Özellikle yapay zeka konusunda yaşanan devrimsel nitelikteki gelişmeler bu konuya olan ilginin her geçen gün daha da arttığını gösteriyor. Sadece mühendisler değil, sosyal mühendisler olarak nitelendirebileceğimiz bilim dalları , sosyoloji, psikoloji ve felsefe de bu konu ile ilgili üretimde bulunmaya başladılar bile.

“Bu dünyada yanlış bir şeyler var, daha derinlerde olan bir şey.”

Aslında bugün bahsedeceğim konu işte tam bu noktada duruyor. Amerikan TV kanalı HBO’da geçtiğimiz yıl yayınlanmaya başlayan bir dizi, West World’den bahsetmek istiyorum. Kendinizi şöyle bir dünyada hayal edin, istediğiniz her şeyi yapmak da serbestsiniz. İstediğiniz kadınla ya da erkekle birlikte olabilir, canınız sıkıldığında onları öldürebilir, acı çektirebilir, iç dünyanızda var olan ama baskıladığınız tüm istek ve duyguları serbest bırakabilirsiniz. Ve işin en güzel tarafı tüm bunları yaptığınızda üzerinizde sizi yargılayacak hiçbir ahlak kuralı ve toplumsal baskı olmayacak. Tamamen gerçek “siz”le yüzyüze geleceksiniz.  İşte bu dünyanın adı West World…

En tanıdık his “Kibir”

Hikaye, teknolojik olarak uç noktadaki robotlara ait bir yaşam alanı olarak tanımlanan ve Vahşi Batı temalı bir eğlence parkı olan Westworld ütopyasında geçiyor. Westworld, ziyaretçilerine yüksek bir ücret karşılığında robotlar tarafından misilleme korkusu yaşamadan parkta istedikleri her şeyi yapabilme fırsatı sunuyor. Yani Westworld, ilk bakışta insanlara “evrensel ahlak” perdesinin olmadığı bir yaşam alanında gerçek çıplaklığı yaşatıyor.  Dizi, bilim ve teknolojiyi sıklıkla ve mümkün olan en yüksek tutarlılıkla sunuyor. Hayatın, bilincin, sevgi ve acının yaratımı gibi Tanrılara özgü güçlerle oynamanın sonuçlarını gösteren, fazlasıyla bilindik bir kibir hikayesi var karşımızda.

İnsanoğlu kendisine karşı gelecek bir yapay zeka yaratırsa ne olur?

Elon Musk haklı bir endişeye kapıldı. Bu konuda gerçekleşen ilerleme hayallerin ötesinde. Çok uzak gelecekten bahsetmiyoruz. İnsan davranışlarını birebir taklit edebilen, düşünen ve öğrenen robotlarla karşılaşmamız çeyrek yüzyıl içinde gerçekleşecek. Dürüst olalım. Üstün zekalı ve tüm dünyayı yönetecek bir robot ırkıyla karşı karşıya kalsak, ilk aklımıza gelen yaşamamıza izin verip vermeyecekleri. Ya da bizi köle olarak kullanıp kullanmayacakları olurdu herhalde ki bunu insanoğlu kendi eliyle gerçekleştirmeye çok yakın.

Yeniden diziye dönersek, Westworld, hayatımızı kolaylaştıran ve insan güvenliğini sağlayan iki temel ihtiyaca sıkıştırılmış robot algısını ortadan kaldırıyor. Ete ve kemiğe bürünmüş robotlar, kazanan ve kaybedenin belli olduğu bir sanal dünyada psikolojiden felsefeye uzanan geniş yelpazedeki bir düşünce sisteminde yerini alıyor. Bu yüzden Westworld, yalnızca bir bilim kurgu dizisi değil, aynı zamanda korkusuz bir yüzleşme.

Bilinç kazanma ve özgürlük…

Bu iki olgu birbiriyle bu derece ilintili mi? Açıkcası evet, bilinçlendikçe ne kadar köle olduğunuzun farkına varıyorsunuz. Hemen peşinden özgürlük talebini geliyor. Peki nasıl?

Westworld’deki robotlar her gün ölüp, şirket tarafından tekrardan hayata döndürüldüğünden dolayı akıl almaz bir döngünün içinde yer alıyorlar. Bu her tekrardan zihinlerinde kalan bilgi artıkları, hatırlamayı ve bilinçlenmeyi sağlıyor.  Her tekrarda su yüzüne çıkan belki bir sözcük, ufak bir düşünce ya da yarım yamalak hatırlanan bir olay derken, ortalama bir insanın çok daha fazla IQ’ya sahip olan robotlar, artık eleştiri becerisine de ulaşıyor. Varlıklarının bilincini algıladıklarında ise, tam anlamıyla özgürlüklerini de kazanmış oluyorlar. Kısacası insan ırkından çok daha zeki, çok daha kabiliyetli yepyeni bir ırkın doğuşuna şahitlik yapıyoruz. Geleceğe belirsizlikle ve gözlerimiz kısık bir şekilde değil, aksine tüm algınız açık ve en cesur sorularla bakmamıza neden oluyor. Eğer bu soruları kendimize şimdi sormaz isek, bir daha sormaya fırsatımızın da olacağını zannetmiyorum.

Leave a Reply