Ufuk İŞMAN

Hayata ait dipsoslar…

 

 cloaca1

CNN Türk’te Gezgin programını hazırladığım yıllarda pek çok kez Tarsus’a yolculuk yapma fırsatı bulmuştum. Tarsus gerçekten çok önemli bir Roma İmparatorluğu şehri. Roma döneminden kalan adı Tarsos olan bu muhteşem kent, dünyanın ilk lağım sistemine sahip yerleşim birimi olma özelliğini taşıyor. Tarsos’un 3000 yıllık kanalizasyon sistemi bugün bile kullanılıyor.

Herkesin sandığının aksine medeniyet yazının bulunuşuyla değil, kanalizasyonun bulunuşuyla başlamıştır. Çünkü bu sayede insanlık göçebelikten kurtulmuş yerleşik hayata geçmiş ve yazı gibi kültürel mirası kuşaktan kuşağa taşıyacak bir medeniyet aracına kavuşmuştur. İnsanlar göç ederken ne yazıyla ne de sanatla uğraşabilirler. O dönemdeki öncelik, sadece -hayatta kalmayı- başarabilmektir.

Bu bağlamda Romalıların ne kadar muhteşem bir uygarlık seviyesine çıktığını çok açık görebiliyoruz.

Roma Şehri’nin  tarihi boyunca çeşmelerinden akan su içilebilmiş. Bugün inanılmaz bir kozmopolitan olan Roma’da sokakta gördüğünüz her çeşmeden akan suyu gönül rahatlığı ile içebilirsiniz. Belki de bu yüzden çeşmeler denilince akla ilk gelen şehir Roma’dır. Şehre içme suyu getiremediği için kimbilir kaç belediye başkanının kafası kesilmiştir?

 Aslında benim bahsetmek istediğim çok daha ilginizi çekebilecek konu var. Roma İmparatorluğu döneminde, Romalıların yüzlerce tanrısı vardı. Bizler içlerinde en karizmatik olanlarını  biliyoruz. Bu tanrıların arasında bereket, aşk, güç, av gibi konularının yanı sıra çok ilginç konulara el atan cinsleri de mevcuttu. Örneğin lağım kanalı tanrısı vardı, dışkı ve mide gazı tanrıları gibi.

cloaccina“Cloacina”  lağım kanalı tanrıçasıydı. Kanal tıkandığı ya da taştığı zaman ona dua edilirdi. Stercutius, dışkı tanrısıydı. Çiftçiler, tarlalarını gübreledikleri zaman Stercutius’a dua ederlerdi. Crepitus, rahatlama ve bazı anlatılara göre mide gazı tanrısıydı.Tabii mitolojinin en gizli köşelerinde kaldı bu tanrılar. Çünkü biraz pistiler.

Her yönden kesişerek kenti baştan sona aşan Roma su kanalları, Tiber Irmağı’na dökülmeden önce heybetli Cloaca Maxima’ya boşalıyordu. Kanallar mahkûmlara temizletiliyordu. Ne ki, bu sistemden bütün yurttaşlar faydalanamıyordu. Yalnızca birkaç ayrıcalıklı eve kent kanallarına bağlantı yapma hakkı tanınıyordu. Roma memurları tarafından satılan ruhsatlar çok pahalıydı ve dolayısıyla ancak zengin ev sahiplerine özgü kalıyordu.

Roma su kanallarının ne denli önemli olduğu, halka ancak sınırlı ölçüde verilen kullanma hakkından da açıkça anlaşılıyor. Ünlü devlet adamı Agrippa (MÖ. 63-12) Romalıların kendi kanalizasyon sistemlerine karşı duydukları hayranlığı açıkça ifade ediyor. Forum ve Aventine mahallelerinin pis sularını boşaltan Cloaca Maxima’nın saman yüklü bir arabayı bile kaldırabilecek büyüklükte olduğu belirtilmekteydi. Kanalların varlığı sıradan halkın yaşamını çok daha dolaysız bir biçimde etkiliyordu. Yaşam ve ölüm, muazzam kanalizasyon sisteminin varlığının gölgesinde gerçekleşiyor ve Romalı kadınlar burayı istenmeyen bebeklerini bırakmak için kullanıyorlardı. Aralarından hayatta kalmayı başaranlar, kısır kadınlar tarafından kurtarılıyordu. Bu kadınlar bebeği eve götürüp kocalarına kendi çocuğu olarak takdim ediyordu.

CloacinaÖlüm ve kanal teması Româ nın hapishanelerinde varlığını hissettiriyordu. Yeraltındaki Mamertine zindanından Cloaca Maxima’ya kolayca geçilebiliyordu. Mahkûmlara işkence yapıldıktan sonra idamları gerçekleştirilip kolayca kanala atılabiliyordu.

Maddî güçleri kanala bağlantı yapmaya yetişmeyen Roma yurttaşları, rahat bir hacet giderme kaynağı oluşturan genel helâları kullanıyorlardı. Gayet lüks olanından en basitlerine dek kamusal helâlar, ünlü Roma hamamları kadar yaşamın bir parçasını oluşturuyorlardı. Romalılar sosyal insanlardı. Bir ücret mukabilinde, erkekler genel helâlarda toplanıp bir yandan ihtiyaç giderirken, bir yandan da komşularıyla dedikodu yapabiliyorlardı. Tuvaletin üstünde otururken partiler planlanır, siyaset tartışılır ve iş anlaşmaları yapılırdı. MS. 315′e gelindiğinde, kentte 140′dan fazla genel helâ olduğu söylenir. Roma’nın dışındaki Ostia’daki eski helânın kalıntıları, bir zamanların muhteşem süslenmiş binasını pek de iyi temsil etmez. İkibin yıl önce bu kamusal helânın, üzerine oturakları ayıran ve müşteriler için bir derece olsun mahremiyet sağlayan yunusların ustaca oyulduğu mermerden oturakları bulunuyordu. Yerleri, Roma yaşamından sahneleri betimleyen mozaikler süslüyordu. Üzerine yazı yazılmasını önlemek için, duvarlara tanrı ve tanrıça resimleri yapılmıştı. Tanrıların yüzlerinde tahrifat yapmak Roma yasalarına göre ciddi bir suçtu. Genel tuvaletin şıklığı temizlik araçlarına dek ulaşmamıştı. Oturakların önündeki hendeklerdeki suda müşterilerin dışkıları akardı.

kanalizasyon

Oturaklar ya da basit kil kavanozlar, sıradan insanların bir numaralı temizlik aracı işlevini görürdü. Kullanımdan sonra kavanoz genel bir fosseptike ya da doğruca pencereden sokağa boşaltılırdı. Geceleri lâğım çukurları, paralarını kentin ödediği temizlik işçileri tarafından boşaltılır ve arabalarla taşınırdı. Gösterişe meraklı Romalılar, altlarını rahat ettirmek için altın veya değerli metal ya da mücevherlerden çanaklar yaptırırlardı.

Eski Romalılar doğa güçlerine tanrıların ve tanrıçaların hükmettiğine inanırlardı. Her tanrı yeryüzünün bir boyutunu denetimi altında tutar ve bir insan kişiliği taşırdı. Demeter yeryüzü tanrıçasıydı; Hades yeraltı tanrısıydı; Venüs ise aşk tanrıçasıydı. Mitolojinin derinliklerinde unutulup gidenlerse, insan dışkısı tanrılarıdır. Cloacina ortak lâğım kanalı tanrıçasıydı. Kanal tıkandığı ya da taştığı zaman ona dua edilirdi. Erken dönem bir Roma hükümdarı olan Titus Tacius, Cloacina’nın güçlerine inanırdı. Kendi helâsı, tanrıçanın bir heykelini koydurduğu Cloacina’ya yaraşır bir tapınaktaydı. Kimileri Cloacina’nın ışığı aşk tanrıçasıyla paylaştığına inanırlardı. Bir kanalda Venüs’ün Venüs Cloacina adlı bir heykeli bulunmuştur.Stercutius, kazurat ya da dışkı tanrısıydı. Çiftçiler, tarlalarını gübreledikleri zaman Stercutius’a dua ederlerdi. Kraliçe I. Elizabeth’in vaftiz oğlu ve portatif parçaları olan tuvaletin mucidi Sir John Harington, Stercutius’un gerçekte kılık değiştirmiş Satürn olduğuna inanıyordu. Satürn, tarım tanrısıydı ki, bu onun Stercutius’la yakın ilişkisini açıklayabilirdi. Crepitus, rahatlama ve bazı anlatılara göre mide gazı tanrısıydı. İshal ya da kabız olan kişilerin nezdinde özel bir önem kazanırdı. Bütün arzuları ve kusurlarıyla insanı andıran tanrı ve tanrıçalara inanmak, tanrıların da bedensel fonksiyonları bulunduğu anlamına geliyordu. Yağmur, tanrıların idrarı olarak görülürdü. 

 Etrüsklüler’in tesisatçılık bilgisine dayanan Romalılar, imparatorluğun en güçlü dönemine ulaştıklarında, aynı zamanda tuvaletin evriminin doruğuna ulaşmışlardı. Tuvalet Kültürü ile birlikte medeniyet seviyesi de en üstün dönemine ulaştı.

Osmanlı hamamı

Avrupa Orta Çağı yaşadığı dönemde kanalizasyonun bulunmaması sebebiyle salgın hastalıklarla boğuşurken, Osmanlı İmparatorluğu termal kaplıcaların ve hamamların keyfini çıkarıyordu. O dönemde akıl sağlığı bozuk insanlar, içlerine şeytan girdi diye yakılırken, Osmanlı su sesinin rahatlatıcı etkisini kullanarak hastaları tedavi etmeye çalışıyordu.

Paris’teki Versailles Sarayının 1300 odası olmasına rağmen tek bir tuvaleti bile yoktur.

Paris’in kanalizasyon sisteminin olmayışı pek çok yeniliğin de bu şehirde çıkmasına sebep oldu aslında. Örneğin şemsiyenin keşfi sanıldığı gibi, yağan yağmurdan korunmak için değil, lazımlıklara yapılan ve pencerelerden dışarıya savrulan pisliklerden korunmak için yapılmıştır.

Avrupalılar suyu, kara vebanın kaynağı olarak görüyor ve yıkanmıyorlardı. Bu yüzden kokuyorlar ve yüzlerinde de yıkanmamaktan kaynaklanan yaralar ortaya çıkıyordu. Yaraları pudralarla, kafalarındaki bitleri peruklarla ve kötü kokularını da parfümlelerle gidermeye çalıştılar. 

hamam 2hamam3

Eski Romanın hamam kültürü Doğu Roma’da, Bizansta devam etse de, Batı Roma’nın yıkılmasından sonra Ortaçağda, sosyal hayattaki önemi ve varlığını yitirdi. Radikal, bağnaz Hristiyanlar tarafından hamamlar dini açıdan uygun olmayan yıkanma yerleri olarak görülmeye başlandı. Aynı dönemde, hamam kültürünü devam ettiren Osmanlı hamamları, batı için birer sapkınlıktı…

Aslında hamamların Osmanlı Kültüründe bu denli önemli bir yer tutmasının en temel nedeni din’di elbette. Kur’an’a göre temizlik dindarlığın önemli değil, “asli” bir parçasıydı. Bu mermer yapılar banyo, masaj ve sohbetten oluşan bir toplumsal yaşamın ortaya çıkmasını sağlıyordu. Arkadaşlık ve kısmet bulma arzusu da hamama gidilmesinde sağlık ve din kadar önemli yer tutardı.

Kısacası tuvalet kültürü yaşamın merkezidir…

Ve uygarlık, yazının keşfi kadar ilk kanalizasyon sisteminin icadıyla da başlamıştır. Anadolu toprakları bunların en seçkin örnekleriyle doludur.

Umarım bu yazdıklarım ilginizi çekmiştir. Çünkü çok yakında bu konuyla ilgili harika bir belgesel izleyeceksiniz.

hamam

  • Share/Bookmark

No Comments :(

Your must be logged in to comment.

 
Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes