Ölüyorsun ve hayatın gözlerinin önünden geçiyor, unuttuğun, ötelediğin, gizlediğin her şey, sevgi ve nefret, yalan ve doğru, gülme ve ağlama, ölüm ve doğum…
Ve sana fısıldıyor, yalan söyledin, onu sen çaldın, kıskançlık ettin, sırasını kaptın, öyle söylemeliydin, şöyle yapmamalıydın, böyle bakmalıydın…
Ölüm anında gözlerinin önünden geçermiş hayat. Ne kadar İronik…
Ve sana fısıldıyor, nasıl romanlar hayatı yeniden kurgulamaksa sen de tıpkı bir yazar gibi anılarını kurguladın, o kadar da mutlu değildin o anda, çok da gülmemiştin, çok da sevmemiştin, o cümleyi de dememiştin…
Hatırlamaya çalıştıkların ya da, işine lazımken bölük pörçük olup da son anda karşına çıkan bütünlük. Ne inanılmaz bir mucize?
Ne zaman bellek bunca şeyi depoladı ve gizledi, nasıl unutmadı, neden vaktinde hatırlamadı… Ve neden şimdi?
Gün içersinde o kadar çok şey düşünürüz ki, demokrasi, insan hakları, faşizm, sosyalizm, cumhuriyet, Ergenekon, partiler, Türkiye’nin geleceği, cinayetler, siyaset, çıkar ilişkileri, sen-ben davaları… neler neler… ve başkalarının ölümleri…
Rivayet şeklinde, -mış, -miş, -muş, -müş… ÖLMÜŞ.
Fiile bir türlü birinci tekil şahıs eki getirmeyi düşünmeden. Hep başkalarının ölümleri, nasıl olmuş, o esnada ne yapıyormuş, anlamış mı, söylemiş mi, yanında kim varmış, ne demiş?……Sonra büyük bir sessizlik ve unutma…
İnsan karanlıkta yazamaz, yazsa da fark etmez …
Karanlıkta yazamamak. Karanlık ölüm mü, karanlık gizlenmesi gereken taraf mı? Ölünce yazamamak, okuyamamak, izleyememek… Büyük bir durgunluğa mahkumiyet. Neden mahkumiyet(!) Ölüm, kimin karanlığı; ölüm, kimin aydınlığı? Bitenin karanlığı, dönenin aydınlığı.
Şimdi yazmalı öyleyse, o an gelinceye dek yazmalı. Hiçbir kalabalığın o an için kalabalık olmadığını bilerek yalnızlığını yaşamayı öğrenmeli. İnsan içine, gönlüne sığınarak oradan hayata bakmalı, yazmalı, okumalı, izlemeli… yeni kitabının ilk sayfasını açmalı, ilk kelimesini okumalı, düşünmeli…
Biri doğuyor tam şu anda, biri ölüyor tam şu anda, bir bebek annesinin göğsünü emiyor, bir çocuk yere düşüyor, bir araba acı bir fren yapıyor, bir genç kız kahkaha atıyor, bir genç askere gidiyor, bir baba oğluna bisiklete binmeyi öğretiyor, biri küfrediyor, radyoda yanık bir türkü çalıyor, biri ağlıyor, televizyonda kadınlar göbek atıyor, yankesici bir cüzdan araklıyor, biri kitabının üç yüz on sekizinci sayfasına geliyor, bir tanıdık seni görmeden geçiyor, gözlerine yerleştirdiğin selam sönüyor, liseli bir genç tercih robotuyla geleceğini planlıyor, telefon çalıyor, güneş batıyor, güneş doğuyor, denizin dalgası kayalara değiyor, rüzgar esiyor, ağaçların yaprakları hışırdıyor, martılar uçuyor, ezan okunuyor, başka yerde sela veriliyor, biri ölümü düşünüyor, diğeri sesten rahatsız oluyor, başka bir yerde çanlar çalıyor, sinemada reklamlar veriliyor, biri doğuyor tam şu anda, biri ölüyor tam şu anda, adam rüyasından uyanıyor radyoda bir otomobil reklamı dinliyor sonra en iyiler listesinden 7. parça çalıyor…
Ölüm ne ki, ölüm?…
Çok yakın, çok uzak, çok kolay, çok zor
Yaratan gibi, güneş gibi, aşk gibi.















